Dereotunun faydaları

  

   Dereotu
 
    Latince adı:           Anethum graveolens
    İngilizce:               Garden Dill
    Almanca:               Dill
    Özellikleri:             Hipertiroid İştah kesici Osteoporoz Guatr  Helicobakter pylori  Antibiyotik agonisti
 Menepoz şikayetleri Hemeroid (basur) Tiroid nodüllerine karşı
 

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
 
  Maydanoz grubu-ndandır. Çoğu zaman dereotu ile tereyi karıştıranlar vardır.
 Dereotu, cacığın, dolmanın içine ve baklanın da üzerine konur. Dereotunun sapları
 ve yaprakları zengin E-vitamini deposudur. C-vitamini bakımından öylesine zengindir ki,
 miktar olarak E-vitamininin tam on katıdır. Bir hafta boyunca, öğünlerinize başlamadan
 önce tüketeceğiniz bir yemek kaşığı dolusu dereotu ileride gelişebilecek tiroid
 şikayetlerine karşı mükemmel ve mucizevi bir önleyicidir. Bir yıl içerisinde üç-dört
 kez bir hafta boyunca her öğün öncesinde bir yemek kaşığı dolusu tüketmek en ideal ölçüdür.
 

  İleride gelişebilecek tiroid şikayetlerine karşı, yukarıda önermiş olduğum önleyici kür
 şekli en ideal olanıdır. Dereotunu önermiş olduğum bu sınır-ların üzerine çıkarak abartılı
 bir şekilde tüketmeyiniz.
 
  Dereotunun troid fonksiyonları üzerinde etkili olan ana etkin maddelerinden bir tanesi
 anethole etkin maddesidir. Anathole dereotunun saplarında, yapraklarında ve köklerinde
 de bulunmaktadır. Ancak, dereotunun kökleri bu amaçla tüketilmemelidir. Dereotunun kullanılacak
 olan kısımları sadece ve sadece sapları ve yapraklarıdır. Yeri gelmişken belirtmekte fayda görüyorum,
 tek başına (saf halde) anethole etkin maddesinin alınması (örneğin, tablet olarak) etkili değildir.
 Kür olarak kullanılma-sında dereotunu bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Anethole’ün etkili olabilmesi
 için beraberinde dereotunun yapraklarında bulunan beta-caryophylenne ve dillanoside yardımcı ve fonksiyonel
 etkin maddelerine de ihtiyaç vardır.
 
  Tablo: Dereotunun diğer önemli etkin maddeleri

 isorhamnetin paraffin
 limonen quercetin
 linalol quercitrin
 niacin sabinen

 
   Dereotu öyle bir nimettir ki, hem hipotiroid (tiroidin yavaş veya az çalışması) hem de hipertiroid
 (tiroidin hızlı veya fazla çalışması) durumunda etkilidir. Her iki durumda da etkilidir. Her iki durumda
 da etkili olması ne anlama gelir? Veya nasıl izah edilebilir?
   Bu durumu basitçe açıklama-dan önce, tiroid bezi hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum.
 
   Tiroid Rahatsızlıkları
 Tiroid bezi, boyunun ön tarafında bulunur ve 2 lob’dan oluşur.
 Tiroid bezi T3 ve T4 ile ifade edilen 2 tane hormon üretir.
 T3 hormonu 3 tane, T4 hormonu ise 4 tane iyot atomu içerir.
 Etkili olan, yani hücre içerisine girerek metabolizmada etkili olan T3 hormonudur.
 Yaklaşık %93 ünü aktif olmayan T4 hormonu, %7 sini ise aktif olan T3 hormonu oluşturur.
 T4 hormonu hücre içerisine girmeden önce aktif olan T3 hormonuna dönüşmek zorundadır.
 T4 hormonu karaciğerde T3 hormonuna dönüşür. Her iki hormon metabolizmayı düzenler ve de hızını kontrol eder.
 Tiroid rahatsızlıkları irsi olarak bebek daha anne rahminde iken veya yetişkin ileri yaşlarda sonradan gelişebilir.
 
  Hipertiroid (tiroidin hızlı, fazla çalışması)
 Tiroid bezi fazla (hızlı) çalışırsa, T3 ve T4 hormonları yükselir (artar) ve metabolizma hızlı çalışmaya başlar.
 Bu duruma Hipertiroid denir. Kalp çarpıntısına, kalbin hızlı çalışmasına ve bağırsak hareketlerinin de artmasına neden olur.
 Bazı hastalarda ishali de tetikleyebilir. Kadınlarda, erkeklere göre 5 kat daha fazla görülmektedir. Hipertiroid durumunda
 bazı hastalarda gözlerde dışa doğru çıkış gözlenebilmektedir. Bu duruma uzman diliyle, “endokrin orbitopati” adı
 verilmektedir. Tiroid bezi fazla çalıştığından dolayı uninodosa (tek nodül) veya multinodosa (çok sayıda nodül) gelişebilir.
 Hipertiroid ortaya çıkışında otoimmün faktör etken olabilir. Yani, bağışıklık sistemi (immün sistem) yanlışlıkla T3 ve T4 hormonlarının
 fazla üretilmesini tetikleyen antikor üretmeye başlamaktadır.

  Bu durumu ilk ortaya koyan Morbus Basedow olduğu için, kısaca Morbus Basedow hastalığı da denilmektedir.
 Hipertiroid rahatsızlığını tetikleyen önemli bir sebep iyot eksikliğidir. Çünkü T3 hormonu 3 adet, T4 hormonu 4 adet iyot içerir. Tiroid bezinin sağlıklı çalışması iyot atomuna doğrudan bağlıdır. Tiroid bezi, iyot açığına düştüğü takdirde, kendisini büyüterek (irileştirerek) tepkisini göstermektedir. Hipertiroid durumunda ortaya çıkan şikayetler:
 
   Sinirlilik
   Uykusuzluk
   İç huzursuzluğu
   Ellerde titreme
   Sıcak ve nemli deri
   İştah olmasına rağmen kilo kaybı
   Kas zayıflığı ve güçsüzlük
   Saç dökülmesi
   Sıcağa karşı aşırı duyarlılık ve kolayca terleme
   Guatr oluşumu
   Gün içerisinde ruh halinde değişiklik
   Kadınlarda adet düzensizliği  
   Sık defekasyona çıkma ve kolay ishal halleri
   Hızlı çalışan kalp (tachycardia=taşikardi)
 
  Mühim Not: Yukarıda belirtilen şikayetler sadece hipertiroid’e özgü olmayıp farklı rahatsızlıkların da belirtisi olabilir.
 Bu nedenle bu konuda size en doğru bilgiyi verecek olan hekiminizdir.
 
   Hipotiroid (tiroidin yavaş veya az çalışması)
 Tiroid bezi az çalışır ise, T3 ve T4 hormonları az üretilir ve metabolizma yavaş çalışmaya başlar. Bu duruma Hipotiroid denir. Kalp hızı azalır (bradycardia), bağırsak hareketleri yavaşlar ve kabızlık şikayetleri ortaya çıkar. Hipotiroid hastaları çok kolay kilo alır. Kadınların %2 si, erkeklerin ise %0.1 inde hipotiroid görülmektedir. Yeni doğan her 3500 bebekten bir tanesi hipotiroid hastası olarak dünyaya gelmektedir. İleri yaşlarda gelişen hipotiroid, tiroidin kronik iltihaplanması sonucunda gelişmektedir. Buna Haşimoto-Tiroidit de denilmektedir. Tiroid bezinin iltihaplanması sonucunda antikor oluşmakta ve bu antikorlar vücudun kendi tiroid bezine karşı savaş açmakta ve tiroid bezini çalışamaz duruma getirmektedir. Çalışamaz duruma gelen tiroid, vücudun ihtiyacı olan T3 ve T4 hormonlarını üretemez hale gelmektedir. Halen, vücudun neden antikor oluşturduğu bilinmemektedir. Değerli okuyucu, vücudun kendi doku ve organlarına karşı savaşan “antikor” oluşturması neticesinde ortaya çıkan hastalıklara “otoimmün  hastalıklar” adı verilmektedir. Son yıllarda otoimmün hastalıklarda hızlı bir artış görülmektedir.

 Hipertiroid tedavisi gören hastaların bazılarında tedavi sonucunda tam tersi olan hipotiroid gelişebilmektedir. Bu durum daha çok, radyoaktif iyot veya ilaç tedavisi alan hastalarda görülebilmektedir. Guatr ameliyatı sonucunda da hipotiroid (tiroidin yavaş çalışması) gelişebilmektedir. Çok ender de olsa, tiroid bezini komuta eden ve beyinde bulunan hipofiz bezinin ürettiği TSH hormonuna (Tiroid-Stimulate-Hormon) bağlı olarak da hipotiroid gelişebilmektedir. Hipotiroid durumunda ortaya çıkan şikayetler;
 
   İştahsızlık
   Kilo alma
   Yorgunluk
   Konsantre azlığı
   Soğuğa karşı hassasiyette artış
   Kabızlık
   Kuru ve serin bir deri
   Seste derinlik ve kısıklık
   Saç tellerinde incelme
   Kalp büyümesi
   Kalbin yavaş çalışması (bradycardia)
   Erken yaşta başlayabilen damarsertliği (arteriosklerozis)  
   Kolestrol değerlerinde yavaş yükselme
   Kadınlarda adet düzensizliği  

  Hipotiroid, yaşlı insanlarda güçsüzlüğe neden olmaktadır.
 Çoğu zaman hipotiroid’in neden olduğu bu güçsüzlük, yaşlılığın verdiği doğal güçsüzlük zannedilebilmektedir.
 Bu nedenle yaşlı insanlarında hipotiroid olup olmadığının kontrol edilmesi gerekir. Yukarıda belirtmiş olduğum tüm
 konularda size en doğru bilgiyi verecek olan hekiminizdir.

    Tiroid bezinin denetimi
 Tiroid bezinin dengeli bir şekilde çalışması beyinde bulunan hipofiz bezinin kontrolünde ve denetimindedir.
 Hipofiz bezi bu kontrolünü kendisinin salgıladığı TSH hormonu üzerinden yapar. T3 ve T4 hormonlarının kandaki seviyesi
 azalmaya başlayınca, hipofiiz bezi TSH hormonu salgılamasını yükselterek tiroid bezini uyarır, T3 ve T4 ün artırılması
 komutunu verir. Aksine bir durumda, yani, T3 ve T4 hormonlarının kanda artması durumunda ise, TSH hormonunun salgılanması
 azaltılır. Hastanın kanındaki T3, T4 ve TSH hormonlarına bakılarak tiroid bezinin nasıl çalıştığı konusunda yorum  yapılır.
 
    Tiroid bezi rahatsızlıkları
  Tiroidit         : Tiroid bezinin iltihaplanması (Haschimato)
  Hipotiroid    : Tiroid bezinin yavaş çalışmasıdır. T3 ve T4 ün az üretilmesi demektir.
  Hipertiroid   : Tiroid bezinin fazla çalışmasıdır. T3 ve T4 ün fazla üretilmesidir.
  Guatr            : Tiroid bezinin büyümesine guatr denir.
  Nodül           : Tiroid bezinin normal dışı hücre üretmesi demektir.
 
   Bu kısa bilgiden sonra, yukarıdaki sorumuza geri dönecek olursak, “Nasıl oluyor da, dereotu hem hipotiroid, hem de
 hipertiroid durumunda etkili olabiliyor?” Dereotu üzerine olan araştırmalarıma bundan otuz-otuzbeş yıl önce başlamış olsaydım,
 dereotunun bu güçlü özelliğini o yıllarda bulamazdım (keşfedemezdim). Çünkü, otuz-otuzbeş yıl öncesinin bilgi birikimi ve
 deneyimlerine o yıllarda sahip değildim. O yıllarda üzerinde uzun uzun düşündüğüm benzer konular ve sorular zinciri bugün
 için bana zaman harcatmıyor. Hızlı ve çok zaman kayıp etmeden ilerleyebiliyorum. Her ne kadar bitkilerin kimyasının temeli
 birbirinin aynısı ise de, detayda her bitki birbirlerinden tamamen farklı bir sistematiğe ve düzenliliğe bağlı olarak kendine özgü ve spesifik olarak bir veya birkaç tane ana etken madde içermektedir. Bu birkaç ana etkin maddelerin dışında matrisde bulunan yardımcı etkin maddeler veya alt etkin maddeler hemen hemen tüm bitkilerde aynıdır. Örneğin, quercetin, coumarin, vitamin grupları, mineraller, alkoloidler, eterik yağlar, flavonoidler, fermentler ve daha onlarcası bitkilerin ortak olarak içerdikleri kimyasal maddelerdir. Ancak, tüm bu sistem içerisinde her bitki ayrı bir dünya ve ayrı bir alemdir. Tek bir bitkinin yaprağının kimyasını ve düzenlilik dengesini detaya inerek araştırmak istesek, buna ne bir insan ömrü ne de yüzbin insan ömrü yetmez.
 
B u anlamda dereotunda bulunan iki ana etkin madde, tiroid hormonlarını, T3 ve T4’ü dengelemede yeterli olabilmektedir. Başka bir ifade tarzıyla, tiroid hızlı çalışıyor ise yavaşlatıyor, yavaş çalışıyor ise hızlandırıyor. Neticede hem hipotiroid hastaları hem de hipertiroid hastaları için yardımcı oluyor. Dereotu kürünü önerdiğim birçok tiroid hastası kürü uygulamaya başladıktan kısa bir zaman sonra boğazlarındaki rahatlamayı (yutkunurken hissettikleri daralmanın yok olduğunu) hayretle anlatıyorlar…
 
     Tiroid nodüllerini küçültüyor
  Dereotu kürünü önerdiğim nodüllü tiroid hastaları, kürü uygulamaya başladıktan birkaç ay sonra hekimlerine gittiklerinde , çekilen USG (UltraSonoGrafi) de nodüllerinin küçülmeye başladığını bildirmişlerdir. Aşağıda dereotu kürünün nasıl uygulanması gerektiği açıklanmıştır.
 
Tiroid hormonlarının dengelenmesinde fonksiyonel olan bazı etkin maddeler
Dereotu aynı zamanda hem hipotiroid hem de hipertiroid hastalarının
imdadına yetişen mükemmel bir yardımcı tedavi kürüdür. Tiroid hızlı
 çalışıyor ise, yavaşlatmakta, yavaş çalışıyor ise de, hızlandırmaktadır.
 Yani, fazla çalışan tiroid bezini yavaşlatıyor, az çalışan tiroid bezini
 de hızlandırıyor. Bu iki özelliğe aynı anda sahip olması onun tiroid hormonlarını
 dengeleme özelliğinin olduğunu göstermektedir. Tiroid glandının hormonlarının dengeli
 çalışmasını sağlayan etkin maddelerden bazıları şunlardır,
 
    gama-pinene
    cineole
    anethole
    anisic-aldehyde
    carvacrol
    dillanoside
    elemicin
    isorhamnetin
 
  Belirtmiş olduğum bu dengeleyici etkin maddeler her ne kadar doğrudan primer etkili ise de,
 dereotunun içeriğinde bulunan yardımcı ve fonksiyonel ve de sterik yapı özelliğine sahip
 segonder etkin maddeler olmadan yukarıda belirtmiş olduğum ana etkin maddeler tek başlarına
etkili değildirler.
 
  Yukarıda belirtmiş olduğum ana etkin maddeler (primer maddeler) saf halde kullanıldığı
 takdirde yeterli olmayacaktır. Çünkü saf halde verilen etkin bir madde mutlaka yan tesir
 göstermektedir. Ana etkin maddenin etkili olabilmesi için görevli olan yardımcı etkin maddelerin
 olmaması, ana etkin maddelerin etkisini de azaltmaktadır. Yan tesir göstermesinin dışında,
 metabolizma üzerinde farklı biyokimyasal reaksiyonların oluşmasına sebep olduklarından, olumsuz
 sonuçlar alınmakta ve hatta uzun müddet kullanıldıklarında da kalıcı rahatsızlıkların ortaya
 çıkmasına neden olabilmektedirler. “Bitkisel Sağlık Rehberi” adlı kitabımda bu konuya mite- ve
 forte-fitoterapi başlığı altında kısaca değinmeye çalıştım.
 
Buradan çıkan sonuç şudur. Bir bitkisel kürü, o bitkinin içeriğinde bulunan bir veya birkaç etkin
 maddeyi esas alarak değerlendirmek yanlıştır ve yetersizdir. Bitkinin içeriğinde bulunan tüm maddelere
 fonksiyonel olarak bakıp, o bitkiyi bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Örneğin, quercetin ana
 etkin maddesi hemen hemen tüm bitki dünyasının %69 unda bulunan doğal antibiyotik özellikli bir maddedir.
 Quercetin içeriyor diye bitki dünyasının %69 unda bulunan binlerce bitkiyi gelişi güzel kullanamayız.
 Quercetin içeren bitkilerin yüzlercesi zehirlidir, allerjendir veya değişik rahatsızlıklara sebep
 olabilirler. Bu nedenle bir hastalığa karşı doğru bitkiyi bulup ortaya çıkarmak uzun yılların
 araştırma sonuçlarıdır. Doğru bitki bulunduktan sonra, o bitkinin hangi kısımlarının nasıl hazırlanacağı
 ve kullanılacağı da uzun araştırmalar gerektirmektedir. Bitkilerin hazırlanmasında ve kullanılmasında
 miktar çok önemlidir. Az miktarda kullanılması hastalığı tedaviye yetmeyecek, çok miktarda kullanılması
 da hastaya zarar verecektir.
 
Unutmayınız, her şey zehirdir, hiçbir şey zehir değildir. Her şeyin fazlası zararlıdır. Örneğin, oksijenin
 miktarı yaşam için önemlidir, azı da çoğu da öldürücüdür. Bu anlamda ölçü (miktar) esastır.
 
Yaratılmış her şey kendi içerisinde bir denge üzerine kuruludur. İşte, bu nedenledir ki, bir bitkinin
 içeriğinde bulunan binlerce farklı maddenin birarada bulunması sadece ve sadece o bitkiye ve hatta o
 bitkinin türüne özgüdür.
 
Allah’ın yarattığı her bitki, bir amaç için yaratılmıştır. Nafile ve sebepsiz yaratılmış hiçbir şey yoktur.
 O, buyurmuyor mu? “Yeryüzünde yarattığım her şey, sizin hizmetinize sunulmuştur.” Allah’ın, kullarına karşı
 böylesine muazzam ve muhteşem cömertliğinin karşısında, bizlere araştırmak ve incelemek görevi düşmektedir.
 
    Goitrogenler
  Guatr ve tiroid hastalarının sıkca sordukları sorulardan bir tanesi, “Hangi besinler guatr’ı ve tiroidi
 olumsuz etkilemektedir?”
 
Bu sorunun cevabını vermeden önce, bilinmesi gereken bazı kavramları açıklamakta fayda görüyorum. Goitrogen
 ne demektir?. Goitrogen, “goiter” kelimesinden türetilmiştir ve tiroid glandının (tiroid bezinin) büyümesi
 anlamına gelir. Doğal besinlerin içeriğinde bulunan bazı etkin maddeler tiroid glandı (tiroid bezi) ile
 etkileşmektedir. Bu etkileşim neticesinde tiroid glandı, üretmesi gereken hormonlarını üretmekte zorlanmaktadır.
 Bu zorlanmayı kompanse etmeye çalışan tiroid bezi, tepkisini büyüyerek (irileşerek) vermektedir. Tiroid glandının
 büyümesine guatır, tiroid glandının çalışmasını olumsuz etkileyen (interferans) besinlere de goitrogen adı verilmektedir.
 
Yeri gelmişken önemle vurgulamak istediğim bir nokta şudur, zayıflama ilaçlarının birçoğu tiroid glandını (tiroid bezini)
 olumsuz etkilemektedir. Uzun vadeli kullanılan zayıflama ilaçlarının kullanılması sonucunda kalıcı tiroid şikayetleri
 gelişmiş çok sayıda hasta tanımaktayım. Ne acıdırki, bir dönem Çin’den ihtal edilmiş olan zayıflama ilacını kullanmış
 insanlarımızın hemen hemen hepsinde ya kalıcı hipertiroid ya da kalıcı hipotiroid gelişmiştir. Tanıdığım tüm bu insanlar
 yaşam kalitelerinin nasıl bozulduğunu büyük bir pişmanlık duygusu ile anlatıyorlardı. Hekiminize danışmadan kesinlikle
 zayıflama ilaçları kullanmayınız. Zayıflama konusunda içeriğini bilmediğiniz bitkisel çayları da kullanmamanızı öneririm.
 
Çünkü, zayıflama amaçlı önerilen bitkisel çay karışımlarının içeriğindeki bazı bitkiler, tiroid bezinin çalışmasını doğrudan
 olumsuz etkilemektedir. Sonuçta, tiroid bezine bağlı kalıcı şikayetler ortaya çıkabilmektedir.
 
Unutmayınız ki, tiroid glandı metabolizmayı hızlandıran ve yavaşlatan hormonları üretmektedir. Tiroid bezinin ürettiği hormonlar
 insan vücudunda üretilen hemen hemen tüm hormonlar ile etkileşim halindedir. Tiroid hormonlarının dengesizliğinin tüm vücudu etkilediği
 unutulmamalıdır. Organların çalışmasından ruh haline kadar tiroid hormonları etkin rol oynamaktadırlar.
 
Tekrar goitrogen besinlere dönecek olursak, bunlar hangileridir? Gerçekten tiroid şikayetlerini tetikleyebilir mi? Bazı sebzelerin
 tiroid şikayeti olan hastalara önerilmediği veya bu sebzelere karşı ölçülü olunması bildirilir. Bu konuda yapılmış bazı çalışmalar vardır.
 Örneğin: Toda T, Uesugi T, Hirai K, Nukaya H, Tsuji K, Ishida H. New 6-O-acyl isoflavone glycosides from soybeans fermented with Bacillus subtilis
(natto). I. 6-O-succinylated isoflavone glycosides and their preventive effects on bone loss in ovariectomized rats fed a calcium-deficient diet.Biol Pharm Bull 1999 Nov;22(11):1193-201 veya,
Liggins, J.; Bluck, L. J.; Runswick, S.; Atkinson, C.; Coward, W. A., and Bingham, S. A. Daidzein and genistein contents of vegetables. Br J Nutr. 2000 Nov; 84(5):717-25.
 
Bu sebzelerin hangileri olduğuna bakalım,
 
·         Brokoli
·         Lahana
·         Kırmızı ve karalahana
·         Brüksel lahanası
·         Karnabahar
·         Soya
·         Ispanak
·         Yerfıstığı
·         Böğürtlen
·         Turp
·         Darı
·         Şeftali
 
Soya grubu
Soya grubu denilince, soya fasulyesi ve soya fasulyesinden elde edilen soya ekstreleri, soya içerikli besinler, tofu ve tempe dikkate alınmalıdır.
 
Soya grubunun, tiroid glandının çalışmasını yavaşlattığı konusunda çalışmalar vardır. Soyanın içerdiği genistein etkin maddesinin tiroid hormon üretimini yavaşlattığı
 belirtilmektedir. Tiroid peroksidaz enzimini bloke ettiği (inhibe ettiği) bazı bilim adamları tarafından savunulmaktadır. Tiroid peroksidaz enziminin görevi, iyotun
 tiroid hormonuna bağlanmasını sağlamaktır. Tiroid hormonuna iyot bağlanmadığı taktirde hormonal etkisini gösteremez. Soya grubu üzerine olan araştırmalarım henüz tamamlanmadığı
 için, bu konuda sadece bazı bilim adamlarının görüşlerini belirttim. Şüphesiz ki, çalışmalarım tamamlandığında sonuçlarını açıklayacağım.
 
Turp grubu
Bu grupta olan sebzelerin başlıcaları brokoli, beyaz, kırmızı ve beyaz lahana, hardal, turp, karnabahar ve brüksel lahanasıdır. Bu gruptaki sebzelerin de tiroid şikayeti olanlara
 önerilmediği bazı kitaplarda ve yine bazı bilim adamları tarafından savunulmaktadır. Bu görüşün savunulmasının arkasında yatan neden, belirtmiş olduğum tüm bu sebzelerin,
 isothiocyanate etkin maddesini içermeleridir. İsothiocyanate etkin maddesinin tiroid hormon üretimini baskılama (inhibe etme, frenleme, yavaşlatma) özelliğinin olduğudur.
 
Tiroid glandı yavaş çalışanların bu sebzelerin tüketiminde ölçülü olmaları gerekir. Özellikle çiğ tüketilmeleri bu hastalar için kesin olarak yanlıştır. Neden? Çünkü,
 bu sebzeler C-vitamini bakımından çok zengin sebzeler olup, myrosinaz adı verilen bir enzim içerirler. Myrosinaz enzimi, C-vitamini tarafından kuvvetli bir şeklide aktive edilir. Myrosinaz, bu sebzelerin içeriğinde bulunan glukoz ile reaksiyona girerek, trioid bezinin yavaş çalışmasına neden olan isothiocynate etkin maddesinin açığa çıkmasını sağlar.
 
Myrosinaz enziminin, bu sebzelerde bulunan glukoz ile reaksiyona girip isothiosynate oluşması için, mutlaka bu sebzelerin doğranması, dilimlenmesi veya çiğnenmesi gerekir. Çiğnenmedikleri, doğranmadıkları veya parçalanmadıkları taktirde isothiocyanate etkin maddesinin açığa çıkması (oluşması) mümkün değildir. İşte, çiğ olarak tüketildikleri veya doğrandıkları taktirde bu sebzelerin hücrelerinin içeriğinde ayrı ayrı bölmelerde bulunan myrosinaz enzimi ve glukoz birbirlerine karışarak isothiocyanate etkin maddesinin açığa çıkma reaksiyonunu başlatmış olur.
 
Eğer, bu sebzeler doğranmadan, parçalanmadan veya çiğ olarak tüketmemek şartıyla haşlanırsa, myrosinaz enzimi hemen inaktive olur ve reaksiyon başlatamaz ve tiroid bezinin yavaş çalışmasına neden olan isothiocyanate etkin maddesi de oluşamaz. Öyle zannediyorum ki, kitaplarımda ve tv programlarında neden beyaz lahana veya brokoli kürünü hazırlarken, parçalamadan kaynamakta olan suya atınız önerimin arkasında yatan nedeni burada bu şekilde açıklamış oluyorum.
 
Turp grubundaki sebzelerin tüketilmesi, hiçbir tiroid şikayeti olmayan insanlarda tiroid şikayetlerinin ortaya çıkmasını tetikler mi veya neden olur mu? Bu sorunun cevabı, hayırdır. Tiroid bezi yavaş çalışanların turp tüketiminde ölçülü olmaları gerektiğini vurgulamak isterim. Çünkü turp çiğ olarak tüketilmektedir.
 
Dikkat:
Eğer, turp grubundan veya soya grubundan sebzeleri severek ve sıksık çiğ olarak tüketiyorsanız, bir tutam (yaklaşık dört-beş gram) dereotunu o günkü öğünlerinizde eksik etmemenizi öneririm.
 
Dereotu
Tiroid şikayetleri başlamak üzre olan hastaların imdadına yetişir. Eğer, hekiminiz tiroid hormon düzeylerinizin takip edilmesini önerdi ise ve düzelmediği takdirde ilaca başlayacağını söyledi ise, hekiminize danışarak dereotu kürüne başlayabilirsiniz.
 
Dikkat:
Dereotu kürünü uygularken, hekiminizin önerdiği tiroid ilaçlarınızı mutlaka kullanınız. Kendi kendinize ilaçlarınızı kesmeyiniz. Üç aylık hekim kontrollerini ve tahlilleriniz mutlaka yaptırınız. Tahlil sonuçlarına göre hekiminiz kullandığınız tiroid ilacını azaltabilir veya kestirebilir. Altı-yedi aylık dereotu kürünü uygulayıp nodüllerinden ve tiroid ilaçlarından kurtulmuş hastaların sayısı giderek artmaktadır.
 
Hamile annelerin dikkatine
Doğum sonrası bazı anneler, hipotiroid veya hipertiroid rahatsızlıklarına yakalanabilmektedirler. Onlara önerim doğumdan sonra zaman zaman dereotu kürünü uygulamalarıdır.
 
Değerli okuyucu, hamilelik dönemlerine bağlı olarak doğum sonrası gelişen tiroid şikayetlerinin arkasında yatan neden olarak, tiroid glandının (bezinin) ürettiği kalsitonin hormonuna bağlı olarak geliştiği düşüncesindeyim. Çünkü hamilelik döneminde bebek için gerekli olan kalsiyum alımı çok fazladır. Kalsitonin hormonu, kandaki kalsiyumun kemiklere alınmasında fonksiyoneldir (görevlidir). Henüz, bu konudaki çalışmalarım tamamlanmadığı için kesin bir sonuç aktarmıyorum.
 
Emziren anneler
Anne sütünün yerini hiçbir şey dolduramaz. Bebeklerin anne sütünü uzun süreli almaları çok önemlidir. Doğum sonrası dünyaya gözlerini açan bebekler çok hızlı gelişirler. Bebeklerin ilk aylarında metabolizmaları çok farklı çalışır. Henüz birçok enzimleri gelişmemiştir. Gün ve gün hızlı bir gelişim içerisindedirler ve çevre şartlarına uyum sağlamakla mücadele ederler. İşte, bu gelişim ve uyum sürecinde onların en büyük desteği anne sütünden olmalıdır. Günümüzün bebeklerinin birçoğu birkaç ay emdikten sonra anne sütünden mahrum kalmaktadırlar. Günümüz insanının yaşadığı stres ve ekonomik şartlar veya çoğu kez annenin çalışıyor olması, anne sütünün erken azalmasına neden olabilmektedir.
Emziren annelerin sütlerinin erken azalmasına veya “sütüm yetmiyor” diye düşünen annelerin imdadına dereotu yetişir. Dereotu kürünün nasıl uygulanacağı ayrı bir bölümde açıklanmıştır. Bakınız: anne sütünü artırıcı kürler.
 
Emziren anneler ve hipotiroid
Emzirme döneminde bazı annelerde hipotiroid gelişebilmektedir. Bu durumdaki emziren anneler, hipotiroide karşı önerilen ilaçları kullanamamaktadırlar. Hipotiroid ilacını almak zorunda olduklarından bebeklerini sütten kesmek zorunda kalmaktadırlar. Bu durumda olan annelere dereotu kürünü önermekteyim. Dereotu kürü, hem sütlerini artırmakta hem de hipotiroide bağlı şikayetleri ortadan kalkmaktadır. Dereotu nasıl olsa hipotiroid problemimi çözüyormuş deyip, kesinlikle hekim kontrollerini ve önerilerini kesinlikle ihmal etmeyiniz. Hekiminize danışarak dereotu kürünü uygulayabilirsiniz. Unutmayınız ki, hastalık yoktur hasta vardır. Her insanda dereotu kürü %100 etkili olacaktır diye bir kural kesinlikle yoktur. Çünkü, her insanın metabolizması detayda farklı çalışır. Hekim kontrollerini ihmal etmeden dereotu kürü uygulanabilir.
 
Dikkat: Dereotu ve antibiyotikler
Hekiminiz herhangi bir nedenle, aşağıda isimleri belirtilmiş olan bakterilere karşı antibiyotik vermiş ise, dereotu kürünü özellikle uygulamanızda fayda vardır. Dereotu kürü antibiyotik kullanımlarında agonist etkilidir. Agonist etki ne demektir? Agonist, karşılıklı veya aynı anda kullanımda birbirini destekleyen demektir. Agonistin tersi ise, Antagonist’tir. Antagonist, aynı anda kullanıldıklarında birbirinin etkisini azaltan veya yok eden demektir. Örneğin, etkin maddesi nitrofurantoin olan antibiyotik kullanımı önerilmiş ise, dereotu kürünü özellikle bu antibiyotikle beraber uygulayınız. Çünkü dereotunun içerdiği carvone, bu antibiyotiğin etkisini artırmaktadır. Dereotu enaz onbir adet antibakteriyel özelliği olan doğal etkin maddeler içermektedir. Dereotunun etkili olduğu bakterilerden bazıları şunlardır.
 
Citrobacter freundii
Enterobacter aerogenes
Enterobacter cloacae
Escherichia coli
Klebsiella pneumoniae
Proteus mirabilis
Proteus vulgaris
Serratia marcescens
Helicobacter pylori
 
Dereotunun içeriğinde bulunan bazı antibakteriyel özellikli etkin maddeler şunlardır.
 
2-nonanol
Dimethylcoumaran
Alfa-terpineol
Anathelo
Carvacrol
Dipentene
Isorhamnetin
Safranol
 
dur.
 
   Goitrogenik etkili maddeler
Bazı etkin maddeler doğrudan tiroid bezinin olumsuz çalışmasına neden olmakta ve uzun müddet kullanıldığı taktirde de kalıcı tiroid şikayetlerinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu maddeler, sulfadimethoxine, propylthiouracil, potasyum-perklorat ve iopanoik asittir.
 
   Kortizon kullanmak zorunda olanlar
Değerli okuyucu, günümüzde hekim kontrolü altında kortizon kullanmak zorunda kalan birçok hasta vardır. Romatoid artirit, ülseretif kolit, chron, ms, otoimmünhepatit ve daha birçok hastalıkta kortizon tedavisi önerilmektedir. Kortizonun belli başlı yan tesirleri, gözlerde katarakta neden olabilmekte, kemik erimesine (osteoporoz) sebep olabilmekte veya tiroid fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilmektedir. Kortizon kullanmak zorunda olan hastalara tiroid fonksiyonlarının olumsuz etkilenmesine karşı zaman zaman dereotu kürünü uygulamalarını öneririm.
 
   Menepozda olan bayanlar
Değerli okuyucu, dereotu menepoz şikayeti olan bayanlar için mükemmel bir yardımcıdır. Menepoza bağlı ateş basması ve terleme şikayetlerinde adeta imdada yetişir. Dereotu kürüne başladıktan birkaç gün sonra ateş basmaları ve terlemeler giderek azalmaya başlar.
 
   Zayıflamak isteyenler
Zayıflamak isteyenlere veya zayıflama diyeti uygulayanlara her öğünlerinden onbeş dakika önce bir yemek kaşığı dolusu taze dereotu tüketmelerini tavsiye ederim. Dereotu, sofraya oturduğunuzda daha az yemek yemenize büyük ölçüde yardımcı olacaktır. Çünkü iştahınızın kapanmasına ve doygunluk duygusunun erken başlamasına neden olacaktır.   
 
    Helicobakter Pylori
Mide rahatsızlıklarına neden olan helicobakter pylori bakterisi ileri evrelerde mide kanserine de sebep olabilmektedir. Dereotunun içerdiği safranen etkin maddesi helicobakter pyloriye karşı savaşan önemli antibakteriyellerden bir tanesidir. Bu bakteriye karşı mükemmel bir destekleyicizaman zaman uygulanacak dereotu kürüdür.
 
    Romatizma hastaları
Dereotu, hem romatizma hastalarına yardımcı hem de gelişecek veya gelişmekte olan iltihaplı romatizmaya karşı da önleyici ve yardımcı tedavi sunabilmektedir.      
             
    Hemeroid (basur)
Hemeroid şikayetleriniz sık sık tekrar ediyor ise, sofranızda öğünleriniz öncesi dereotu tüketimine önem veriniz. Yılda birkaç kez birer haftalık uygulayacağınız dereotu kürü, hemeroid şikayetlerinizin tekrarına karşı iyi bir önleyici güç oluşturacaktır.
 
    Tiroid nodüllerine karşı
Dereotu kürü tiroid hormonlarını dengeleyip sağlıklı çalışmasına yardımcı olurken, aynı zamanda nodüllerin küçülmesinde veya tamamen yok olmasında da etkilidir. Birkaç mm büyüklüğündeki nodülleri tamamen yok edebilirken, cm düzeyindeki nodüllerin sadece küçülmelerinde etkili olabilmektedir. Dereotu kürüne ek olarak, tiroid nodüllere karşı daha güçlü bitkisel kürler de vardır.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !